11 Ocak 2008 Cuma

11 Cuma - Ayaklar yere yaklaşıyor

Bu blog benim aşk hayatımı paylaşmam için açılmadı ama bir aydır sanırım bazılarınızı biraz bezdirdim. Ama açıkçası kendi hayatımla daha ilgili şeyler yazmak hoşuma gitmedi değil. Ayrıca tek blogda ve tek yazıda iki farklı şeyi sentez yapmaya çalışmaktansa belki iki amaç için iki blog daha mantıklı olur. Bunu düşüneyim.

Sanırım artık bu oyuna devam etmemeliyim. Turnikeden tekrar geçmem için de uyarıldıktan ve bu durumdan aşırı rahatsız olduktan sonra (kalabalığın içinden 180° dönüş ve işte size 0Ykr'ye aktarma!) kararımı verdim. Evet umut fakirin ekmeği ancak anlaşılacağı üzere 1930 kabataş vapuru o kızın hayatının rutin bir parçası değilmiş. Ayrıca görünüşe göre romantik hayalleri gerçekleştirmeye çalışmak için sadece bir kişinin çalışması yetmiyormuş. Ki zaten aksi sözkonusu olsaydı yazdığım yazı o kızın eline ulaşmış olabilirdi.

Bir başka olay ben evden Bağdat Caddesi'ne inerken yaşandı. Sanırım seçim günü annesiyle birlikte oy vermeye giden kızı (OVGK) gördüm.
[22 Temmuz sabahı ailecek çıkıp oyumuzu verdik ve eve geri dönerken 20m den başlayan göz teması aradaki mesafe kapanana kadar kesik kesik sürdü. Anne-kız yanımızdan geçeli on saniye olmamıştı ki benim annem biraz kısık sesle "ufukdeniz" dedi. Ben aklımda tabi ki o anda kızı düşündüğümden irkildim ve biraz da korktum. Sonuçta yanımda kız arkadaşlarım varken başka kızların içine düşüp de "ufuk düştün..!" veya kısa bir sessizlikten sonra "güzel kızmış.." gibi yorumların yapılması bir olay iken, annemin bu olayın farkına varıp ben yakalaması, hoş değil. Annenin yanında kız keserken yakalanmak bireyin kendini tatmin ederken yakalanmasının bir kaç kademe altında (İkincisi yaşanmadı-neyse ki). Neyse, sonuçta annem "oğlum kız da mı kesermiş canıımmm.." demedi, onun yerine "o kızı tanıdın mı?" dedi. Benim beynimde o an bir kilitlenme yaşandı ama yürümeye de devam ediyordum. Ondan sonra anneciğimin anlattığına göre ben bu bayanla birinci sınıfta aynı sınıftaymışım benim annem kızı değil ama annesini tanımış ve anne-kız bizim alt sokağımızda oturuyorlarmış. Oy sonrası güzel (çok güzel) bir anı idi.]
Arada onbeş metre varken (saat 1820) başka bir arkadaşıma benzettim ve kısa bir süre baktım (Temas 1). Yarım saniyelik iki veya üç bakışma ile aradaki mesafeyi kapattık.


SALAK!

Her ne kadar hoş olsa da hayallerinle oluşturduğun bir kızla milyonda bir (veya daha az?) tanışma şansı için yarım saat hazırlanıp (duş, traş,..) çıkıp yarım saatte Kadıköy'e gideceğine, önündekini gör! Gerçekten bazen kendimi sanki bütün sosyal yeteneklerim elimden alınmış gibi hissediyorum. Benim evden çıkıp tekrar eve dönmem arasında geçen süre yaklaşık iki saat on dakika. Bu süre içersinde, eğer OVGK nin karşısında o anda bir şekilde ağzımdan azıcık bile anlam içeren kelimeler çıkmış olsa, onunla akşam yemeği veya kahve için yakınlarda bir yere (Schlotsky's çok net...) götürmüş olsam bir bayanla ikinci kez buluşurken ne yapacağımı düşünüyor olurdum şu an (bana bağlı olmayan değişkenlerin de benim lehime olacağı kabulu ile).

Kabataşa yanaştığımızda aklıma geldi ki seçimler temmuz ayında yapıldı. Bu da benim OVGK'ı en son beş ay önce gördüğüm anlamına geliyor. Aynı şekilde vapurdaki kızı da benzer aralıklar ile görmüştüm. Demek ki bir sonraki için saçma sapan uğraşmak yerine, daha yakındaki fırsatları değerlendirmek gerekiyormuş. Ben, bir geek olarak, yaptığım işte en iyi olmaya uğraşırım. Her gün kendimde bir eksiklik görüp bunu düzeltebiliyor olmam buraya en sonunda böyle pesimistik yazıları yazmayacağım günlerin yakında olduğunu düşündürüyor. Evet, hissedebiliyorum. Artık cuma 1930'a gitmeyeceğim. Ama cuma akşamları başka kimse olmasa da dışarı çıkacağım, alkol alacağım, pipo içeceğim. Kimbilir belki bu arada başka insanlarla da tanışırım?

Ufuk Deniz Demirbilek


Powered by ScribeFire.

0 yorum: